yerinde duranla...'s profile*ahensa*PhotosBlogListsMore Tools Help

*ahensa*

yerinde duranlar yürüyenlerden çok gürül ressam

Occupation
Location
"İNSANI ÖRTEN EN ZARİF ÖRTÜDÜR EDEP"
*ŞEYTANIN VE DOSTLARININ EN SEVDİĞİ ŞEY,"İLKESİZ YAŞAMAK"TIR.*

sÖyLe sevda içinde türkümüzü,
aÇ bembeyaz bir yelken, nEdEn herkes güzel olmaz?yAşAmAk bu kadar güzelken...
November 02

GÜNÜN SONU

                                                    GÜNÜN SONU

BİLEMİYORUM J L

Ne resim yapabiliyor ne de kitap okuyabiliyorum.

Ne de sana kavuşabiliyorum.

Şu dolu dizgin yağan yağmurda hani senin de söylediğin gibi el ele tutuşup ıslanmak,  sudan çıkmış ördeğe dönmek vardı.

Yok, yoklarla dolu hayatım bu aralar.Eh işte… sıkıcı yani.

Ara sıra içtiğim acı tatlı bir yudum çay da olmasa hayat nasıl  çekilir?

Aile bireylerinin sağlıklı ve huzurlu olması dışında  güzel olan ne var ki?

Evimin ve arabamın sıcaklığı dışında güzel olan ne var ki?

Kızımın sevinçleri, heyecanları, coşkuları ,ışıltısı dışında güzel olan ne var ki?

Mesai arkadaşlarımın her sabah“günaydın” “nasılsın” , her akşam iyi akşamlar …diyen selamları dışında güzel olan ne var ki?

Her saniye, hiçbir sağlık problemi yaşamadan ta derinden ohhhhhhhh dercesine çektiğim nefesin dışında  güzel olan ne var ki?

Ne var ki kararmışsa hava ve yağmurdan göz gözü görmüyorsa.

Ne var ki dönmüşse yüzler yağmur yüklü gökyüzüne?Şimşek çakıyorsa…Fırtına saçıyorsa…

Ne var ki şükre ve hamde mani  beyinlerin dünyasında alış-verişimizi yapıyorsak?

Ne var ki hapsolmuşsak  ideallerimizin yuvarlandığı boşluğa?

Ne var ki, ne var ki değil mi?

BİLEMİYORUMJ L

October 30

insanoğlu işte...

 

  •  
    • Bu hasret burada bitmeli
  • Kıyamet gibi karşımda duruyor her sabah
  • İki kaşımın ortasında yani 
  • Hilali bir tutkunun sabahında
  • Kavuşmuyor ellerim
    • Ölümsüzlük değilse de yalnızlık
  • Korkuyorum…
  • Bir şey var acıdıkça çoğalan
  • Çoğaldıkça acıyan bir şey
  • Kafamı duvarlara vursam da
    • İçimden çıkmayan bir şey
  • Bilsem de bilmeyen için soruyorum
  • Ellerimi bırakıyorum ırmaklara
  • Parmak izlerimin kusurunu gizliyorum
  • Oysaki bakışlarımdan biliniyorum
  • Geceye yakındır duruşum
  • Kalemi tutuşumdan belli
  • Yasaklanıyorum
  • Kelimeleri yutkunuyorum birer birer
  • Susuyorum…

 

hicran

October 21

kaybedilenler

 

 

 

 

KAYBEDİLENLER

 

Bir gün geldi,

İnsanlar…

Virgülü kaybettiler önce…

Bıktılar uzun cümleler kurmaktan.

Ve basitleşti ifadeleri,

Ve basitleşti düşünceleri  tıpkı ifadeleri gibi.

Başkaydı zaman , bir başka zaman.

Nida kayboldu.

Ürktüler ses çıkarmaktan.

Ne bir haksızlığa kızabildiler, kendilerine yapılan.

Ne de bir şeye sevinebildiler, gönüllerince bir an.

Artık, içlerinde hiçbir şey, uyandırmaz oldu heyecan.

Başkaydı zaman, bir başka zaman.

Soru işaretini kaybettiler.

Soru sormaz oldu,

İnsanlar…

İlgilendirmiyordu onları,

Ne aydı, ne yıldızdı…

Başkaydı zaman, bir başka zaman.

Kaybedildi iki nokta üst üste.

Çünkü herkes bilse bir şeyi…

Bilinmeyen o şeyin, ne önemi kalırdı.

Niçin açıklansındı, bir başkası öğrenirse olmazdı.

JAHHHHHHH!Tırnak işareti vardı hala.

Ne doğru , ne de eğri …

Herkesin vardı fikirleri…

Tek İş aktarabilmekti başkasının sözlerini..

Tekrarlayabilmekti.:)

Avunmak güzel şeydi!?Hele avutulmak????

Ömrün  son deminde

Unutuldu hissetmek, düşünmek, konuşmak, paylaşmak…..

Bir bir ölüyordu dünya insanı.

Başkaydı zaman, bir başka zaman.

Saatin son tiktağı da  sustu.

                                                 BAŞIBOŞ GEÇİP GİDEN suskun HAYATA, Azrail,  bir “nokta” koydu.
 
October 16

sen basit hüzünlerinle oyalanadur


Özür diliyorum senden ey hayat
 
 
Mümkün olsa, her dostumu buraya mutluluk stajına çağırırdım. Yaklaşık bir aydır el bebek gül bebek hazırladığımız Rehabilitasyon Merkezimizde,(Dr. Senai Demirci Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi, 0216 4664040) hayatın saklı yüzünü, gölgede bekleyen sürprizlerini okuyorum. Burada küçücük sevinçlerin, minicik başarıların ne kadar da büyük olduğunu öğreniyorum. Mutlu olmayı unutanların, hatırlayacağı o kadar mutluluk var ki! Sevinmeyi büyük şeylere bağlayanların keşfedeceği o kadar sahici sevinçler var ki!.
Kendimce bir "Engelli Günlüğü" tutmaya karar verdim. Bu günlüğün kahramanlarını, aileleri izin verdiği ölçüde, fotoğraflıyorum da. Tanıyın istiyorum o kalbi büyük kalıbı küçük kahramanları. Bir de onların annelerini, babalarını, utangaç kardeşlerini, mahzun ağabeylerini, eli koynunda ablalarını iyi bilin.
Bilin de, çocuklarınız üst başlarını çamurlayarak koşuyorlar diye, koltukların üzerinde zıplıyorlar diye, olmadık ukalalıklar yapıyorlar diye üzülmemeyi öğrenin. Burada, çocuğunun "ilk adım"ı için bir ömür tüketen anne babalar var. Burada, âmâ kızının gözünün içine hasret dolu bakışını yıllardır bekleyenler var. Burada, otistik kardeşinin yarım da olsa bir tebessümünü umutla bekleyen küçücük ablalar var.
Down Sendromlu ağabeyinin bin bir zahmetle ağzından çıkardığı sözcüklerle mutlu olmayı öğrenmiş bir ilkokul öğrencisi gördünüz mü? Kardeşinin tekerlekli sandalyeden ayağa kalkamamasına alışmış, erken yaşta olgunlaşmış minik ağabeyler tanıdınız mı siz? Küçük kız kardeşinin de kendi yaşına geldiğinde yürüyemez olacağının kendisinden sır gibi saklandığı kas erimeli ablanın gözlerinin içine baktınız mı hiç? On yaşında her çocuk gibi koşup dururken sadece beş yıl içinde yürüyemez hale gelip hızla ihtiyarlamış büyük ruhlu gençleri gördünüz mü siz?
Bir görseniz onları. Bir bilseniz göğüslerine saplanmış paslı hançerleri. Belki de, benim gibi, anne baba olduğunuza utanırsınız. Hayattan bıktığınıza, sevdiklerinize küstüğünüze yanarsınız. Gereksiz mutsuzluklar ürettiğiniz için bin pişman olursunuz.
Bir babanın 18 yaşındaki oğlunun ayakkabılarını özenle çıkarışını, tekerlekli sandalyesinin aparatlarını sabırla söküp yerine takmasını seyrettim geçen gün. Hayranlıkla ama mahcubiyetle. Kızıma ayakkabısını giymekte nazlandığı için kızdığım anlar geldi aklıma. O babanın ve annenin "Niye bu bizim başımıza geldi!" demek yerine, suskunca, minnet duygusuyla ekibimize teşekkür edişini kısa bir film olarak çekmek isterdim. O filmin müziğini bestelemek için en az 15 gün oğlumu tekerlekli sandalyede gezdirmem gerek. Onaltıncı günde yürümeye devam edeceğini bile bile de olsa, o 15 günün ıstırabı ne kemanlar sızlatırdı acep.
Sonra, hiç kötülük düşünemeyen o meleksi varlıkların annelerinin gözlerinin içine bakışları düşüyor aklıma. Down Sendromlu bir delikanlının nasıl da babasının dükkanına sadakatle koşturduğunu, getir götür işlerine seve seve baktığını, dükkanı ince ince süpürünce mutluluktan nasıl da gözlerinin içinin parladığını anlattı annesi önceki gün. Annenin de gözlerinin içi gülüyordu anlatırken. Ne garip değil mi, bir düğün hayal edemiyor oğlu için ama lekesiz bir sevinç gözlerinin ta içinde büyüdükçe büyüyor. Utandırıyor beni.
Ömrümün ahirine hayatın bu mahzun köşesinde nöbet tutmam yazılmış meğer. İlk fırsatta, bir günümü işitme engelli gibi kulaklarım kapalı geçirmeyi düşünüyorum. Bir başka günde de tekerlekli sandalye ile semtimde gezmeyi deneyebilirim. Bir başka gün elimde bir "beyaz baston"la kaldırımların köşelerini ve inişlerini yoklarken görünebilirim. En zoru da, kucağından hiç inmeyen, belki hiç tebessüm etmeyen, şefkatinin karşılığını yüzünde hiç okuyamadığın bir zihinsel engelli çocukla hiç olmazsa bir gün geçirmek...
Bir avuç öğrencimiz var şimdilik. Bizden önce o suskun acıların nöbetini devralanlara hayranlıkla bakıyorum. Bu şehrin kaldırımlarını tekerlekli sandalyeye göre yıkıp yeniden yapıyorum hayalimde. Bu şehrin seslerini bir de görme engellilerin kulağından dinliyorum şimdi. İşitme engellilerin annelerinden bile duyamadığı o müşfik sesin açlığıyla, anne yüzünün her noktasından şefkat emmelerini seyrediyorum şimdi.
"Öğrenci" mi demiştim? Düzeltiyorum. Bize öğrettikleri o kadar fazla ki. İzninizle "öğretmen" demek istiyorum onlara. Unuttuğumuz mutlulukları bize yeniden hatırlattıkları için. Acemisi olduğumuz sevinçleri bize yeniden öğrettikleri için. Ne güzel öğretmen onlar.. Susarak öğretiyorlar!
 
 senai DEMİRCİ
September 14

eşeğin gölgesi

                                      *******************Eşeğin gölgesi**********************

MEŞHUR YUNANLI hatip Demostenes, bir gün Atina’daki bir toplantıda konuşmak için kürsüye çıktığında, ahali aralarında konuşmayı bırakıp gürültüyü kesmedi.

Bunun üzerine Demostenes halka hitaben şöyle dedi:

“Size yalnızca iki cümlecik söyleyeceğim.”

Sözünü tamamlar tamamlamaz da, bir fıkra anlatmaya başladı:

“Vaktiyle bir Atinalı bir yere gitmek için bir eşek kiralamış. Eşeğini kiraya veren adam da aynı yere gideceği için beraberce yola koyulmuşlar. Tam yarı yola geldiklerinde bir sıcak basmış. Dinlenmek için mola vermek zorunda kalmışlar. Fakat ortalıkta hiç gölgelik bir yer yokmuş. Eşeğin asıl sahibi hemen eşeğin gölgesine sığınmış. Bunu gören öteki adam hiddetlenmiş:

‘Oraya oturmak benim hakkım’ demiş.

‘Niçin?’

‘Çünkü eşeğini kiraladım ben!...’

‘Ama ben eşeğin gölgesini kiraya vermedim ki!’

Derken aralarında muazzam bir kavga çıkmış...”

Demostenes, sözün burasına gelince, hemen kürsüden indi. Halkın:

“Sonra ne olmuş, anlatsana?” diye bağırması üzerine, tekrar kürsüye çıktı:

“Ey ahali,” dedi. “Sizin iyiliğiniz için bir lâf edeyim dedim, dinlemediniz. Ama bir eşeğin gölgesini nasıl da merak ediyorsunuz...”

Onun bu sözleri orada bulunanları fena halde utandırdı ve bu sayede Demostenes, güzel dersler yüklü konuşmasını rahatça yapabildi...

 
Ziyaret ettiğiniz için teşekkürler!
Please wait...
Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
You didn't enter anything. Please try again.
Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
Your parent has turned off comments.
Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
Complete the security check below to finish leaving your comment.
The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.
ahmed akwrote:
Dost dediğin
 Kimi zaman boşluğa düşer insan...
 Karambol dedir karamsar olur...
 Kimi zaman hiç olmadığından daha çok yalnızlık duyar için için...
 'Yuvasından düşen kuş gibi ' ne yapacağını bilemez.
 Ve terk eder kendini atar kader rüzgârlarının meçhule giden kollarına...
 Oysa hayat tesadüfler okyanusudur.
 Hangi ırmağın hangi denize ve hangi denizin seni bu okyanusun hangi 
köşesine taşıyacağı bilinmez.
 Bir bakarsın ki tam dünyanın tüm yükü omuzlarında sandığın bir anda biri 
çıka gelir...
 Duyguların değişir o anda yaşama nasıl bakacağını şaşırırsın...
 Ve O hayatının bir köşesine oturup o okyanusta seninle birlikte akmaya 
başlar...
 Ne yana baksan oradadır. Ağladığında, güldüğünde, efkârlandığında, 
öfkelendiğinde, hep yanındadır.
 Yorulduğunda yaslanacak omuz olur sana çoğu zaman.
 Her şeyine katlanır.
 Kaprislerine, bağırış çağırışlarına aldırmaz. Ayağın gözün kulağın olur 
yeri geldiğinde...
 Aşktan acıdan. Mutluluktan, hastalıktan uyuyamadığın gecelerde yastığındır.
 Bir kumsalda oturup yıldızları sayarken, denize her taş attığında o 
vardır yakamoz pırıltılarında...
 Bir deniz feneri gibi zifiri karanlık ve fırtınalı havalarda sığınacağın 
limanın habercisidir senin için artık bir sevgili, bir kardeş, bir bacı, 
bir ana ve baba gibidir...
 Ve sen farkına varmadan, tarifi imkânsız bir tutkuyla bağlanırsın Ona 
öylesine ki bir gün pılını pırtını toplayıp gitmek istesen bilirsin ki 
ardına düşmüştür, peşindedir.
 Gün gelir kendine bile söylemekten korktuğun sırlarını anlatırsın ona 
seni bir bulmaca gibi saatlerce sıkılmadan çözebilir. Günler sürse de 
dinler seni...
 Seninle güler seninle ağlar...
 Geçmiş acılarını paylaşır hayallerine ortak olur...
 Ve bilirsin, saçını tararken ne yaptığını, buzdolabının kapağını nasıl 
kapatacağını...
 Ve onun özelinde, kimseyi kırmayı düşünemezsin. Buna elin de dilinde 
varmaz. Sonuçta, kendine gelmeye, kendin olamaya başlarsın...
 Coşku ve heyecanla dolar için...
 Aşılması güç, sarp ve yalçın kayaları bir solukta geçebileceğin özgüveni 
duyarsın... Gözlerinde bir pırıltı bir mutluluk vardır. Mavi daha güzel. 
Beyaz Daha masum ve kırmızı daha alımlıdır senin için...
 O da seninleyken umutludur...
 Yanılmazsın söz verdi mi geleceğini bilirsin. Sabah kalktığında ilk ne 
yapacağını öğrenmişsindir. Vazgeçilmesi zor bir alışkanlık olmuştur 
senin için artık...
 Sigaradaki duman gibi.
 Okumak gibi, su içmek yemek yemek gibi...
 Her gün halının altına koyduğun anahtar gibi...
 Dosttur Onun adı...
 Dostluk sana sunduğu...
 Ve sen istesen de silemezsin onu...
 Kopamaz, terk edemezsin...
 Çünkü bir oya gibi işlemiştir çiğlerinin en ücra köşesine kadar, 
alışkanlığın olmuştur.
 Ne mutlu böyle bir DOST bulana...


selam ve dua ile hocam sevgiler
6 days ago


”Ey avare yolcu! Yürü; durma, yürü. Bu geçici âlemin zevkleri seni Allah’a kavuşmaktan alıkoymasın. Bu eşsiz manzaraların, bu güzelliklerin hepsi rüya ve hayalden ibarettir.
Ey zavallı ziyaretçi! Yürü; durma, yürü.
Yürü ki, Allah’a kavuşmanın gönüle ferahlık veren tazeliğinde yüceliklere eresin. Yürü; kendi aslına kavuş”

Aşk ile aklın,
iyi ile kötünün,
bilgelik ile cehaletin amansız kavgası…
ve bu kavganın tam orta yerinde bir Âdemoğlu…

A'mâk-ı Hayal
Filibeli Ahmed Hilmi

Her Trajedi , diğer elinde bir hediyeyle gelir…
Ama genellikle acı çekmekle öylesine meşgul oluruz ki ;
Hediyenin farkına bile varmayız!
O da geldiği gibi yitip gider…!

Mevlana der ki :
‘’ Üzülme ! Kaybettiğin her şey başka bir şekle dönüşüp sana geri döner…!‘’

Yüreğinizdeki ümit çiçeği asla solmasın….



Zilhicce, umumi af ve bağışlanma ayıdır

Kamerî ayların 12’ncisi olan Zilhicce ayı, İslâm’ın beş esasından biri olan hac ibadetinin yerine getirildiği umumi af ve bağışlanma ayıdır. İşte bu mübarek ayın yukarıda da ifade ettiğimiz birinden onuna kadar olan zaman dilimi “leyâli-i aşere”, yani on mübarek gecedir. Onuncu gün Kurban Bayramı’nın ilk günüdür.

İşte bu günlerin kıymetini anlatan Sevgili Peygamberimizin (s.a.v.) muhteşem müjdesi:

“Allah'a ibadet edilecek günler içinde Zilhicce'nin ilk on gününden daha sevimli günler yoktur. O günlerde tutulan her günün orucu bir senelik oruca, her gecesinde kılınan namazlar da Kadir Gecesine denktir.” (Tirmizi: Savm, 52; İbn Mace: Sıyam, 39)

Demek ki, bugünlerde tutulan bir oruç, 360 gün oruca bedel olabilir. Rabbimizin rahmet ve bereketi o kadar coşmaktadır ki, bir günlük oruca bir yıllık oruç sevabı vermektedir. Böyle güzel ve tatlı bir müjdeye ilgisiz kalmak mümkün mü? Bu gecelerin Kadir Gecesine benzetilmesi ise, ayrı bir güzelliktir. Çünkü, Kadir Gecesi bin aydan hayırlıdır ve 83 yıllık ibadete bedeldir.

ALLAH şimdiden tutulacak oruçlarımızı kabul etsin... ALLAH a emanet kalın..





Nov. 18


Mesnevi'den ;

Her ağlamanın sonu, gülmektir. Sonu gören adam, mübarek bir kuldur.
Akar su nerdeyse, orası yeşerir; nerde gözyaşı dökülürse oraya rahmet nazil olur .

(c. I, s. 65).


“Bana dua edin, duânıza cevap vereyim. Bana kulluk etmeyi kibirlerine yediremeyenler aşağılanmış bir halde cehenneme gireceklerdir.”

( Mü’min Sûresi, 60 )

“Allah, iman edip salih ameller işleyenlerin dualarına karşılık verir; lütfundan onlara fazlasını da verir. Kafirler için ise çetin bir azap vardır.”


( Şûrâ Sûre, 26 )

Rabb'imiz!
Sana dilbeste olmuş ve
Resûl'ünü gönülden tasdik etmiş şu kullarını
Yüce Nebî'nin risalet davasını omuzlamaya muktedir hale getir..
getir ki, ufkumuzu sadece Sen'in nâm-ı celîlini ve
Resûlünün yâd-ı cemilini âfâk-ı âleme ulaştırma gaye-i hayali tutsun ve kalbimiz yüce dinine hizmet etme düşüncesinden başka
bütün yüklerden kurtulsun.
Bizi bu ağır ve zor yolda inayetinle takviye buyur,
buyur ki işaret ettiğin istikâmette yürümeye muvaffak olabilelim...

Âmîn... Âmîn... Âmîn...

Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala ali seyyidina Muhammedin fiyl evveliyn vel ahiriyn ve fil meleil ala ila yevmiddiyn.



Enes İbn-i Mâlik' ten rivayetle: Peygamber Efendimiz (sas) buyurdular ki; "Kim Cuma günleri bu şekilde salavat getirirse Hak Teâlâ onun seksen yıllık günahını affeder."

Allâhümme salli alâ Muhammedin abdike ve resûliken nebiyyil ümmiyyi.

İmam-ı Malik Hazretlerinin Muvattâ' sında, İmam Ahmed ibni Hambel Hazretlerinin Müsnedinde bulunan ve Ruveyfâ bini Sâbitil Ensâri (ra)' den rivayetle: Peygamber Efendimiz (sas) buyurdular ki; "Her kim bana salavat verirse sonunda bunu okusun."

Allâhümme enzilhül mak'adel mukarrebe ındeke yevmel kıyâmeti.

Nov. 6
ahmed akwrote:



seslendiğim zaman duyduğunu,
yazdığım zaman gördüğünü,

hissettiğim zaman bildiğini biliyorum

 




ve biliyorum ki;
kudretinle tuttuğun elimi
dar günümde de
şükretmekten geri durmazsam
bırakmayacaksın.

 

Sana bir adım geldiğimde
Sen bana bin adım geleceksin

 

bu yüzden
Seni anmaktan geri durmayacağım

 

‘’Subhane Rabbiyel Azíím”

’Subhane Rabbiyel Azíím”

’Subhane Rabbiyel Azíím”

 Allah c.c. razı olsun yüreği gül hocam sevgiler selamlar hayırlı cumalarKırmızı gül

Oct. 9
ahmed akwrote:
 
*Çaresi olanda acze düşmek * 
Dertlerin daralttığı, sıkıntıların sıktığı, elemlerin inlettiğinde gösterilen tavırlar yükselmenin veya alçalmanın, sağlamlığın veya çürüklüğün, olgunluğun veya hamlığın eşiğine gelindiğinin göstergesidir; bir adım, bir tavır, bir kelamla yukarılara çıkılır veya aşağılara düşülür… Kaygan yollar, keskin virajlar aşılır, güçlükler geçilirse erdemli ve onurlu geleceğe ulaşılır; yolun dışına düşmek, uçurumlardan uçmak uzak olan şeyler değil, sağlam ip ümit ve cesaret yoksa…

Çaresi olan şeyle çaresi olmayan şey arasında mekik dokur durur ömür dakikaları; tik taklar, hadle hesabına bilmek veya bilmemek arasındaki keskin vuruşlardır… Yapabileceklerini yapmayan çaresizliğin aczinde bir kaşık suda boğuşan, boğulandır; çaresi olmayanı kabullenen de dev dalgalar arasında sağ salim yaşayan ve selamet sahiline ulaşandır…

Yapabileceklerini yapma cesareti ümit, nice dar geçitlerden geçirir, nice olmazları olduruverir birden, geri bakıldığında şaşkınlık ve hayret görülür sadece; bunlar ne zaman, nasıl oldu?

Güneş ümitle doğar her gün, geceyi aydınlatan ay ümidin yörüngesinde gezer, yıldızlar cesaretle yola çıkanlara yol ve yön gösterir, yağmurlar ümit ve aşk ile toprağa düşerler, hayata beşiklik eder toprak; insan toprağın üzerinde ümitsiz gezinir; sonsuzluğundan habersiz, günlük küçük meşgaleler, geçici işler, darlattığı dertler, anlık zevklerde boğulmuş olarak…

Yapamayacağını kabullenmek haddini bilmek, yapabileceklerini yapmak hesabını bilmek; hadle hesap bilinmeze veya birbirine karışırsa fırtınalı denizlere tutulmuş, karanlık gecelere düşülmüştür; güneş aydınlatmaz, ay ışık vermez, yıldızlar tebessüm etmez olur, her yer keder, her nefes ızdırap…

Kocaman gemi suyun üstünde nasıl durur, dünya uzay boşluğunda hem kendi etrafında, hem güneşin hem de helezonvari hareketle Vega burcuna doğru nasıl gider, ya elektronlar çekirdeğin merkezi etrafında nasıl döner? Hep hadle hesap arasındaki denge ile; çizilmiş yolundan sapmama, yörüngesinde yürümekle, sapma veya yürümeme kıyametin kopması demek…

Günde kaç kıyamet, “an”da kaç kırılma yaşıyoruz; ümit ile korku arasında dengede duramamaktan, hadle hesabı bilememekten, yapabileceklerimizi yapmamaktan, yapamayacaklarımızı yapma uğraşısına dalmaktan?

Hadiselerden, kâinattan ümit devşirmek, yapabileceklerini yapma cesaretini vererek ümit ışıklarını daha da çoğaltır; an genişler, zaman esner, mekân hafifler, sükûn solunur hayatın her nefes alıp verişinde… Biliniyordur ki yapamayacaklarını, üstesinden gelinemeyeceklerini geçmesini beklemekten başka çaresi yoktur, kendini veya bir başkasını cezalandırmak çaresizlik isyanı, hiçbir şeyi çözmeyen hatta daha da karmaşıklaştıran bir isyan…

Gece ortasında gündüz olsun dense olur mu, gündüz ortasında istemesen de her şey aydınlanır; kederler gider, elemler dağılır, mutluluk kaplar her yeri, sevinç uzanır her yönden, kalbinin tam ortasındaki güneşle kâinatın karanlıklardan kurtunulmuştur artık…

Haddini ve hesabını bilen, erdem mutluluğuna erenlerden olma temennisiyle.

((Hüseyin Eren))
selam ve dua ile hocam
Aug. 16
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 
*SEVDİKLERİM*
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 
More...