yerinde duranla...'s profile*ahensa*PhotosBlogListsMore ![]() | Help |
*ahensa*
|
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
November 02 GÜNÜN SONUGÜNÜN SONU BİLEMİYORUM J L Ne resim yapabiliyor ne de kitap okuyabiliyorum. Ne de sana kavuşabiliyorum. Şu dolu dizgin yağan yağmurda hani senin de söylediğin gibi el ele tutuşup ıslanmak, sudan çıkmış ördeğe dönmek vardı. Yok, yoklarla dolu hayatım bu aralar.Eh işte… sıkıcı yani. Ara sıra içtiğim acı tatlı bir yudum çay da olmasa hayat nasıl çekilir? Aile bireylerinin sağlıklı ve huzurlu olması dışında güzel olan ne var ki? Evimin ve arabamın sıcaklığı dışında güzel olan ne var ki? Kızımın sevinçleri, heyecanları, coşkuları ,ışıltısı dışında güzel olan ne var ki? Mesai arkadaşlarımın her sabah“günaydın” “nasılsın” , her akşam iyi akşamlar …diyen selamları dışında güzel olan ne var ki? Her saniye, hiçbir sağlık problemi yaşamadan ta derinden ohhhhhhhh dercesine çektiğim nefesin dışında güzel olan ne var ki? Ne var ki kararmışsa hava ve yağmurdan göz gözü görmüyorsa. Ne var ki dönmüşse yüzler yağmur yüklü gökyüzüne?Şimşek çakıyorsa…Fırtına saçıyorsa… Ne var ki şükre ve hamde mani beyinlerin dünyasında alış-verişimizi yapıyorsak? Ne var ki hapsolmuşsak ideallerimizin yuvarlandığı boşluğa? Ne var ki, ne var ki değil mi? BİLEMİYORUMJ L October 30 insanoğlu işte...
hicran October 21 kaybedilenler
KAYBEDİLENLER
Bir gün geldi, İnsanlar… Virgülü kaybettiler önce… Bıktılar uzun cümleler kurmaktan. Ve basitleşti ifadeleri, Ve basitleşti düşünceleri tıpkı ifadeleri gibi. Başkaydı zaman , bir başka zaman. Nida kayboldu. Ürktüler ses çıkarmaktan. Ne bir haksızlığa kızabildiler, kendilerine yapılan. Ne de bir şeye sevinebildiler, gönüllerince bir an. Artık, içlerinde hiçbir şey, uyandırmaz oldu heyecan. Başkaydı zaman, bir başka zaman. Soru işaretini kaybettiler. Soru sormaz oldu, İnsanlar… İlgilendirmiyordu onları, Ne aydı, ne yıldızdı… Başkaydı zaman, bir başka zaman. Kaybedildi iki nokta üst üste. Çünkü herkes bilse bir şeyi… Bilinmeyen o şeyin, ne önemi kalırdı. Niçin açıklansındı, bir başkası öğrenirse olmazdı. JAHHHHHHH!Tırnak işareti vardı hala. Ne doğru , ne de eğri … Herkesin vardı fikirleri… Tek İş aktarabilmekti başkasının sözlerini.. Tekrarlayabilmekti.:) Avunmak güzel şeydi!?Hele avutulmak???? Ömrün son deminde Unutuldu hissetmek, düşünmek, konuşmak, paylaşmak….. Bir bir ölüyordu dünya insanı. Başkaydı zaman, bir başka zaman. Saatin son tiktağı da sustu. BAŞIBOŞ GEÇİP GİDEN suskun HAYATA, Azrail, bir “nokta” koydu.
![]() October 16 sen basit hüzünlerinle oyalanadur![]() Özür diliyorum senden ey hayat
Mümkün olsa, her dostumu buraya mutluluk stajına çağırırdım. Yaklaşık bir aydır el bebek gül bebek hazırladığımız Rehabilitasyon Merkezimizde,(Dr. Senai Demirci Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi, 0216 4664040) hayatın saklı yüzünü, gölgede bekleyen sürprizlerini okuyorum. Burada küçücük sevinçlerin, minicik başarıların ne kadar da büyük olduğunu öğreniyorum. Mutlu olmayı unutanların, hatırlayacağı o kadar mutluluk var ki! Sevinmeyi büyük şeylere bağlayanların keşfedeceği o kadar sahici sevinçler var ki!.
Kendimce bir "Engelli Günlüğü" tutmaya karar verdim. Bu günlüğün kahramanlarını, aileleri izin verdiği ölçüde, fotoğraflıyorum da. Tanıyın istiyorum o kalbi büyük kalıbı küçük kahramanları. Bir de onların annelerini, babalarını, utangaç kardeşlerini, mahzun ağabeylerini, eli koynunda ablalarını iyi bilin. Bilin de, çocuklarınız üst başlarını çamurlayarak koşuyorlar diye, koltukların üzerinde zıplıyorlar diye, olmadık ukalalıklar yapıyorlar diye üzülmemeyi öğrenin. Burada, çocuğunun "ilk adım"ı için bir ömür tüketen anne babalar var. Burada, âmâ kızının gözünün içine hasret dolu bakışını yıllardır bekleyenler var. Burada, otistik kardeşinin yarım da olsa bir tebessümünü umutla bekleyen küçücük ablalar var. Down Sendromlu ağabeyinin bin bir zahmetle ağzından çıkardığı sözcüklerle mutlu olmayı öğrenmiş bir ilkokul öğrencisi gördünüz mü? Kardeşinin tekerlekli sandalyeden ayağa kalkamamasına alışmış, erken yaşta olgunlaşmış minik ağabeyler tanıdınız mı siz? Küçük kız kardeşinin de kendi yaşına geldiğinde yürüyemez olacağının kendisinden sır gibi saklandığı kas erimeli ablanın gözlerinin içine baktınız mı hiç? On yaşında her çocuk gibi koşup dururken sadece beş yıl içinde yürüyemez hale gelip hızla ihtiyarlamış büyük ruhlu gençleri gördünüz mü siz? Bir görseniz onları. Bir bilseniz göğüslerine saplanmış paslı hançerleri. Belki de, benim gibi, anne baba olduğunuza utanırsınız. Hayattan bıktığınıza, sevdiklerinize küstüğünüze yanarsınız. Gereksiz mutsuzluklar ürettiğiniz için bin pişman olursunuz. Bir babanın 18 yaşındaki oğlunun ayakkabılarını özenle çıkarışını, tekerlekli sandalyesinin aparatlarını sabırla söküp yerine takmasını seyrettim geçen gün. Hayranlıkla ama mahcubiyetle. Kızıma ayakkabısını giymekte nazlandığı için kızdığım anlar geldi aklıma. O babanın ve annenin "Niye bu bizim başımıza geldi!" demek yerine, suskunca, minnet duygusuyla ekibimize teşekkür edişini kısa bir film olarak çekmek isterdim. O filmin müziğini bestelemek için en az 15 gün oğlumu tekerlekli sandalyede gezdirmem gerek. Onaltıncı günde yürümeye devam edeceğini bile bile de olsa, o 15 günün ıstırabı ne kemanlar sızlatırdı acep. Sonra, hiç kötülük düşünemeyen o meleksi varlıkların annelerinin gözlerinin içine bakışları düşüyor aklıma. Down Sendromlu bir delikanlının nasıl da babasının dükkanına sadakatle koşturduğunu, getir götür işlerine seve seve baktığını, dükkanı ince ince süpürünce mutluluktan nasıl da gözlerinin içinin parladığını anlattı annesi önceki gün. Annenin de gözlerinin içi gülüyordu anlatırken. Ne garip değil mi, bir düğün hayal edemiyor oğlu için ama lekesiz bir sevinç gözlerinin ta içinde büyüdükçe büyüyor. Utandırıyor beni. Ömrümün ahirine hayatın bu mahzun köşesinde nöbet tutmam yazılmış meğer. İlk fırsatta, bir günümü işitme engelli gibi kulaklarım kapalı geçirmeyi düşünüyorum. Bir başka günde de tekerlekli sandalye ile semtimde gezmeyi deneyebilirim. Bir başka gün elimde bir "beyaz baston"la kaldırımların köşelerini ve inişlerini yoklarken görünebilirim. En zoru da, kucağından hiç inmeyen, belki hiç tebessüm etmeyen, şefkatinin karşılığını yüzünde hiç okuyamadığın bir zihinsel engelli çocukla hiç olmazsa bir gün geçirmek... Bir avuç öğrencimiz var şimdilik. Bizden önce o suskun acıların nöbetini devralanlara hayranlıkla bakıyorum. Bu şehrin kaldırımlarını tekerlekli sandalyeye göre yıkıp yeniden yapıyorum hayalimde. Bu şehrin seslerini bir de görme engellilerin kulağından dinliyorum şimdi. İşitme engellilerin annelerinden bile duyamadığı o müşfik sesin açlığıyla, anne yüzünün her noktasından şefkat emmelerini seyrediyorum şimdi. "Öğrenci" mi demiştim? Düzeltiyorum. Bize öğrettikleri o kadar fazla ki. İzninizle "öğretmen" demek istiyorum onlara. Unuttuğumuz mutlulukları bize yeniden hatırlattıkları için. Acemisi olduğumuz sevinçleri bize yeniden öğrettikleri için. Ne güzel öğretmen onlar.. Susarak öğretiyorlar! senai DEMİRCİ September 14 eşeğin gölgesi
Ziyaret ettiğiniz için teşekkürler!
*SEVDİKLERİM*
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|