Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
You didn't enter anything. Please try again.
Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
Your parent has turned off comments.
Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
Complete the security check below to finish leaving your comment.
The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.
To add a comment, sign in with your Windows Live ID (if you use Hotmail, Messenger, or Xbox LIVE, you have a Windows Live ID). Sign in
Dost dediğin Kimi zaman boşluğa düşer insan... Karambol dedir karamsar olur... Kimi zaman hiç olmadığından daha çok yalnızlık duyar için için... 'Yuvasından düşen kuş gibi ' ne yapacağını bilemez. Ve terk eder kendini atar kader rüzgârlarının meçhule giden kollarına... Oysa hayat tesadüfler okyanusudur. Hangi ırmağın hangi denize ve hangi denizin seni bu okyanusun hangi köşesine taşıyacağı bilinmez. Bir bakarsın ki tam dünyanın tüm yükü omuzlarında sandığın bir anda biri çıka gelir... Duyguların değişir o anda yaşama nasıl bakacağını şaşırırsın... Ve O hayatının bir köşesine oturup o okyanusta seninle birlikte akmaya başlar... Ne yana baksan oradadır. Ağladığında, güldüğünde, efkârlandığında, öfkelendiğinde, hep yanındadır. Yorulduğunda yaslanacak omuz olur sana çoğu zaman. Her şeyine katlanır. Kaprislerine, bağırış çağırışlarına aldırmaz. Ayağın gözün kulağın olur yeri geldiğinde... Aşktan acıdan. Mutluluktan, hastalıktan uyuyamadığın gecelerde yastığındır. Bir kumsalda oturup yıldızları sayarken, denize her taş attığında o vardır yakamoz pırıltılarında... Bir deniz feneri gibi zifiri karanlık ve fırtınalı havalarda sığınacağın limanın habercisidir senin için artık bir sevgili, bir kardeş, bir bacı, bir ana ve baba gibidir... Ve sen farkına varmadan, tarifi imkânsız bir tutkuyla bağlanırsın Ona öylesine ki bir gün pılını pırtını toplayıp gitmek istesen bilirsin ki ardına düşmüştür, peşindedir. Gün gelir kendine bile söylemekten korktuğun sırlarını anlatırsın ona seni bir bulmaca gibi saatlerce sıkılmadan çözebilir. Günler sürse de dinler seni... Seninle güler seninle ağlar... Geçmiş acılarını paylaşır hayallerine ortak olur... Ve bilirsin, saçını tararken ne yaptığını, buzdolabının kapağını nasıl kapatacağını... Ve onun özelinde, kimseyi kırmayı düşünemezsin. Buna elin de dilinde varmaz. Sonuçta, kendine gelmeye, kendin olamaya başlarsın... Coşku ve heyecanla dolar için... Aşılması güç, sarp ve yalçın kayaları bir solukta geçebileceğin özgüveni duyarsın... Gözlerinde bir pırıltı bir mutluluk vardır. Mavi daha güzel. Beyaz Daha masum ve kırmızı daha alımlıdır senin için... O da seninleyken umutludur... Yanılmazsın söz verdi mi geleceğini bilirsin. Sabah kalktığında ilk ne yapacağını öğrenmişsindir. Vazgeçilmesi zor bir alışkanlık olmuştur senin için artık... Sigaradaki duman gibi. Okumak gibi, su içmek yemek yemek gibi... Her gün halının altına koyduğun anahtar gibi... Dosttur Onun adı... Dostluk sana sunduğu... Ve sen istesen de silemezsin onu... Kopamaz, terk edemezsin... Çünkü bir oya gibi işlemiştir çiğlerinin en ücra köşesine kadar, alışkanlığın olmuştur. Ne mutlu böyle bir DOST bulana...
”Ey avare yolcu! Yürü; durma, yürü. Bu
geçici âlemin zevkleri seni Allah’a kavuşmaktan alıkoymasın. Bu eşsiz
manzaraların, bu güzelliklerin hepsi rüya ve hayalden ibarettir.
Ey zavallı ziyaretçi! Yürü; durma, yürü.
Yürü ki, Allah’a kavuşmanın gönüle ferahlık veren tazeliğinde yüceliklere eresin. Yürü; kendi aslına kavuş” Aşk ile aklın,
iyi ile kötünün,
bilgelik ile cehaletin amansız kavgası…
ve bu kavganın tam orta yerinde bir Âdemoğlu…
A'mâk-ı Hayal
Filibeli Ahmed Hilmi
Her Trajedi , diğer elinde bir hediyeyle gelir… Ama genellikle acı çekmekle öylesine meşgul oluruz ki ; Hediyenin farkına bile varmayız! O da geldiği gibi yitip gider…!
Mevlana der ki : ‘’ Üzülme ! Kaybettiğin her şey başka bir şekle dönüşüp sana geri döner…!‘’
Yüreğinizdeki ümit çiçeği asla solmasın….
Zilhicce, umumi af ve bağışlanma ayıdır
Kamerî ayların 12’ncisi olan Zilhicce ayı, İslâm’ın beş esasından biri
olan hac ibadetinin yerine getirildiği umumi af ve bağışlanma ayıdır.
İşte bu mübarek ayın yukarıda da ifade ettiğimiz birinden onuna kadar
olan zaman dilimi “leyâli-i aşere”, yani on mübarek gecedir. Onuncu gün
Kurban Bayramı’nın ilk günüdür.
İşte bu günlerin kıymetini anlatan Sevgili Peygamberimizin (s.a.v.) muhteşem müjdesi:
“Allah'a ibadet edilecek günler içinde Zilhicce'nin ilk on gününden
daha sevimli günler yoktur. O günlerde tutulan her günün orucu bir
senelik oruca, her gecesinde kılınan namazlar da Kadir Gecesine
denktir.” (Tirmizi: Savm, 52; İbn Mace: Sıyam, 39)
Demek ki, bugünlerde tutulan bir oruç, 360 gün oruca bedel olabilir.
Rabbimizin rahmet ve bereketi o kadar coşmaktadır ki, bir günlük oruca
bir yıllık oruç sevabı vermektedir. Böyle güzel ve tatlı bir müjdeye
ilgisiz kalmak mümkün mü? Bu gecelerin Kadir Gecesine benzetilmesi ise,
ayrı bir güzelliktir. Çünkü, Kadir Gecesi bin aydan hayırlıdır ve 83
yıllık ibadete bedeldir.
ALLAH şimdiden tutulacak oruçlarımızı kabul etsin... ALLAH a emanet kalın..
Mesnevi'den ;
Her ağlamanın sonu, gülmektir. Sonu gören adam, mübarek bir kuldur.
Akar su nerdeyse, orası yeşerir; nerde gözyaşı dökülürse oraya rahmet nazil olur .
(c. I, s. 65). “Bana dua edin, duânıza cevap vereyim.
Bana kulluk etmeyi kibirlerine yediremeyenler aşağılanmış bir halde
cehenneme gireceklerdir.”
( Mü’min Sûresi, 60 )
“Allah,
iman edip salih ameller işleyenlerin dualarına karşılık verir;
lütfundan onlara fazlasını da verir. Kafirler için ise çetin bir azap
vardır.”
( Şûrâ Sûre, 26 )
Rabb'imiz!
Sana dilbeste olmuş ve
Resûl'ünü gönülden tasdik etmiş şu kullarını
Yüce Nebî'nin risalet davasını omuzlamaya muktedir hale getir..
getir ki, ufkumuzu sadece Sen'in nâm-ı celîlini ve
Resûlünün yâd-ı cemilini âfâk-ı âleme ulaştırma gaye-i hayali tutsun ve kalbimiz yüce dinine hizmet etme düşüncesinden başka
bütün yüklerden kurtulsun.
Bizi bu ağır ve zor yolda inayetinle takviye buyur,
buyur ki işaret ettiğin istikâmette yürümeye muvaffak olabilelim...
Âmîn... Âmîn... Âmîn...
Allahümme
salli ala seyyidina Muhammedin ve ala ali seyyidina Muhammedin fiyl
evveliyn vel ahiriyn ve fil meleil ala ila yevmiddiyn.
Enes İbn-i Mâlik' ten rivayetle: Peygamber
Efendimiz (sas) buyurdular ki; "Kim Cuma günleri bu şekilde salavat
getirirse Hak Teâlâ onun seksen yıllık günahını affeder."
Allâhümme salli alâ Muhammedin abdike ve resûliken nebiyyil ümmiyyi.
İmam-ı
Malik Hazretlerinin Muvattâ' sında, İmam Ahmed ibni Hambel
Hazretlerinin Müsnedinde bulunan ve Ruveyfâ bini Sâbitil Ensâri (ra)'
den rivayetle: Peygamber Efendimiz (sas) buyurdular ki; "Her kim bana
salavat verirse sonunda bunu okusun."
Allâhümme enzilhül mak'adel mukarrebe ındeke yevmel kıyâmeti.
Dertlerin daralttığı, sıkıntıların sıktığı, elemlerin inlettiğinde gösterilen tavırlar yükselmenin veya alçalmanın, sağlamlığın veya çürüklüğün, olgunluğun veya hamlığın eşiğine gelindiğinin göstergesidir; bir adım, bir tavır, bir kelamla yukarılara çıkılır veya aşağılara düşülür… Kaygan yollar, keskin virajlar aşılır, güçlükler geçilirse erdemli ve onurlu geleceğe ulaşılır; yolun dışına düşmek, uçurumlardan uçmak uzak olan şeyler değil, sağlam ip ümit ve cesaret yoksa…
Çaresi olan şeyle çaresi olmayan şey arasında mekik dokur durur ömür dakikaları; tik taklar, hadle hesabına bilmek veya bilmemek arasındaki keskin vuruşlardır… Yapabileceklerini yapmayan çaresizliğin aczinde bir kaşık suda boğuşan, boğulandır; çaresi olmayanı kabullenen de dev dalgalar arasında sağ salim yaşayan ve selamet sahiline ulaşandır…
Yapabileceklerini yapma cesareti ümit, nice dar geçitlerden geçirir, nice olmazları olduruverir birden, geri bakıldığında şaşkınlık ve hayret görülür sadece; bunlar ne zaman, nasıl oldu?
Güneş ümitle doğar her gün, geceyi aydınlatan ay ümidin yörüngesinde gezer, yıldızlar cesaretle yola çıkanlara yol ve yön gösterir, yağmurlar ümit ve aşk ile toprağa düşerler, hayata beşiklik eder toprak; insan toprağın üzerinde ümitsiz gezinir; sonsuzluğundan habersiz, günlük küçük meşgaleler, geçici işler, darlattığı dertler, anlık zevklerde boğulmuş olarak…
Yapamayacağını kabullenmek haddini bilmek, yapabileceklerini yapmak hesabını bilmek; hadle hesap bilinmeze veya birbirine karışırsa fırtınalı denizlere tutulmuş, karanlık gecelere düşülmüştür; güneş aydınlatmaz, ay ışık vermez, yıldızlar tebessüm etmez olur, her yer keder, her nefes ızdırap…
Kocaman gemi suyun üstünde nasıl durur, dünya uzay boşluğunda hem kendi etrafında, hem güneşin hem de helezonvari hareketle Vega burcuna doğru nasıl gider, ya elektronlar çekirdeğin merkezi etrafında nasıl döner? Hep hadle hesap arasındaki denge ile; çizilmiş yolundan sapmama, yörüngesinde yürümekle, sapma veya yürümeme kıyametin kopması demek…
Günde kaç kıyamet, “an”da kaç kırılma yaşıyoruz; ümit ile korku arasında dengede duramamaktan, hadle hesabı bilememekten, yapabileceklerimizi yapmamaktan, yapamayacaklarımızı yapma uğraşısına dalmaktan?
Hadiselerden, kâinattan ümit devşirmek, yapabileceklerini yapma cesaretini vererek ümit ışıklarını daha da çoğaltır; an genişler, zaman esner, mekân hafifler, sükûn solunur hayatın her nefes alıp verişinde… Biliniyordur ki yapamayacaklarını, üstesinden gelinemeyeceklerini geçmesini beklemekten başka çaresi yoktur, kendini veya bir başkasını cezalandırmak çaresizlik isyanı, hiçbir şeyi çözmeyen hatta daha da karmaşıklaştıran bir isyan…
Gece ortasında gündüz olsun dense olur mu, gündüz ortasında istemesen de her şey aydınlanır; kederler gider, elemler dağılır, mutluluk kaplar her yeri, sevinç uzanır her yönden, kalbinin tam ortasındaki güneşle kâinatın karanlıklardan kurtunulmuştur artık…
Haddini ve hesabını bilen, erdem mutluluğuna erenlerden olma temennisiyle.